Suçsuz Yere Toplama Kamplarına Kapatılan Kazaklar’ın Hikayeleri

nural

(Bu yazıyı önce “Suçsuz Yere Toplama Kamplarına Kapatılan 3 Kazak’ın Hikayeleri” diye yayınlamıştım, ancak hikayeler gelmeye devam ediyor ve ben de eklemeye devam ediyorum. Bu değişikliği aynı gün içinde yapıyorum, bundan sonra ekleme yaptığımda hangi tarihte eklendiğini de not edeceğim)

(Yorum kısmını yazan ve tanıklıkları Kazakça’dan Türkçe’ye çeviren Mehmet Volkan Kaşıkçı)

(17 Aralık tarihli ekleme: Daha önce benimle iletişime geçen Financial Times Muhabiri Emily Feng, 16 Aralık tarihli haberinde Nural Razila ve Abil Amantay’ın hikayelerine yer verdi. Okumak için: https://www.ft.com/content/eb2239aa-fc4f-11e8-aebf-99e208d3e521

Yine aynı şekilde daha önce benimle iletişime geçen New York Times’ın Çin muhabiri Chris Buckley, Austin Ramzy ile beraber yazdığı 16 Aralık tarihli haberde Nural, Abil ve Sofiya Tolıbaykızı’nın adlarından da bahsetti. Okumak için: https://www.nytimes.com/2018/12/16/world/asia/xinjiang-china-forced-labor-camps-uighurs.html?fbclid=IwAR1AYeoEd01oZWbPrXBUWtdsCqtyPIeXnIinjRYV-C62tvFeviI-5MyoTJw)

(Benim bu blog yazısında yazdığım kişilerle ilgili Euronews’e verdiğim Türkçe yazı için

https://tr.euronews.com/2018/12/20/toplama-kamplarina-kapatilan-kazaklarin-aileleri-yardim-bekliyor-gorus)

(Yazılan kişilerin durumu hakkında yeni bir bilgi olursa yazının sonuna eklenecektir)

Bu yazıda Doğu Türkistan’da toplama kamplarına alınan Kazaklar’ın hikayelerini aktarmaya devam ediyorum. Bunların içinde Abil Kuanışbek ile ilgili malumat çok sınırlı. Yalnızca abisi gibi kampa alındığı biliniyor. Nural ve Abil Amantay’ın Kazakistan’a gidip gelmeleri sebebiyle toplama kamplarına gönderildiği anlaşılıyor, ancak Abil Kuanışbek pasaportu bile olmayan, Çin’den hiç çıkmamış birisi. Onun sadece Kazakistan’da bulunan yengesi (Abil Amantay’ın eşi) ile telefonda görüştüğü için kampa alındığı zannediliyor. Kuanışbek yakın zamanda kampa alınmış, diğer iki Kazak 2017 içinde. Nurbek Orazkan ve Sofiya Tolıbaykızı ile ilgili malumat da sınırlı. Ancak onların hikayesinde önemli bir nokta 3 yaşındaki kızlarının ninesinin elinden alınarak yetimhaneye verilmiş olması. Aileleri toplama kamplarına alınan çocukların asimilasyon amacıyla akrabaların ellerinden alınarak yetimhanelere koyulduğunu zaten biliyoruz. 1 yaşındaki torun muhtemelen henüz çok küçük olduğu için alınmamış.

Nural’ın hikayesini okuduğumuzda bu yılın Ağustos ayında kamptan çıkarıldığını, daha sonra bir dikiş fabrikasında çalıştırılmaya başladığını görüyoruz. Ancak Amantay’ın hikayesiyle ikisine beraber baktığımızda, aslında fabrikada çalışırken hala bu kamplarda kaldıklarını anlıyoruz. Bu fabrikalar, Çin’in resmi propagandasında “mesleki eğitim” veriyoruz adı altında gösterdiği atölyeler olabilir. Nural’In hikayesi ayrıca bu toplama kamplarının nasıl kurulduğuyla ilgili de bilgi veriyor. Bir Kazak okulu, toplama kampına çevriliyor ve yanına daha sonra bu dikiş fabrikası dikiliyor. Yine aynı şekilde Sofiya’nın hikayesinde de halı fabrikasının yeni kurulduğunu görüyoruz. Sofiya için de kampa alındı ibaresi kullanılmıyor, onun yerine zorla fabrikada çalıştırıldığı belirtiliyor. Burdan aslında bu fabrikaların kampların bünyelerine dahil oldukları ve toplama kamplarına alınan kişilerin bu yeni kurulan fabrikalar için zorunlu ve bedava işgücü sağladığı sonucuna varabiliriz. Nural ve Amantay’ın hikayelerinde birbirini tutmayan bir nokta Nural’ın ücretsiz çalıştırılması, Amantay’ın ise 650 yuan para alıyor olması. Burda cinsiyet ve yaştan kaynaklı işgücüne katkıları bir rol oynayabileceği gibi, Amantay’la ilgili edindiğimiz bu bilginin, babasıyla görüşmesinden gelmesi de rol oynamış olabilir. Babasıyla bir kez görüştürülen Amantay kendisine söyleneni söylemiş de olabilir. Ama ücretsiz veya 100 doların altında bir miktara denk düşen 650 yuanla çalışıyor olsalar da, her iki durumda da resmen köle gibi çalıştırıldıkları açık. Hem Nural, hem Amantay’ın sağlık durumlarının bozulduğunu biliyoruz. Nural Kasım ayında teyzesiyle görüştürülmüş ve ücretsiz çalıştığını ve de çalışırken elini yaraladığını ona söylemiş. Ancak korkudan daha fazla ayrıntı vermemiş. Amantay’ın hafızasının zayıflaması ise işkence görmesi ile alakalı olabilir.

Nural toplama kampına kapatıldıktan sonra ailesiyle iletişimi tamamen kesiliyor. Amantay’ın durumunda ise beş aydan sonra, iki haftada bir sefer belirlenen bir vakitte kısaca eşiyle konuşmasına izin veriliyor. Bu ay içerisinde de babasıyla bir kez görüştürüldüğünü öğreniyoruz. Ancak hal-i hazırda Çin’de bulunan akrabalar korktukları için ve zaten bu görüşmeler tam kayıt altında olduğu için ayrıntılı bilgi edinemiyoruz.

Bu hikâyenin bize gösterdiği en önemli şey ise “siyasi eğitim” kamplarından çıkan insanların akıbetinin ne olduğu. Nural’ın annesinin dediği gibi kamptan çıkarma yalan adı altında bunlar fabrikalarda zorla çalıştırılıyorlar. Bu hikayeler şu ana kadar duyduğumuz başka örneklerle de örtüşüyor. Ancak başka örneklerde, kamplardan “çıkan”ların Çin’in iç şehirlerindeki fabrikalara gönderildiklerini de duymuştuk, bu iki örnekte de kampın yanında, muhtemelen kampla iç içe olan fabrikalarda çalıştırılıyorlar, yani yerleri değişmemiş oluyor.

Daha önce bir arkadaşımın 3 akrabası hakkında başka bir blog yazısı yazmıştım ve meselenin uluslararası hale getirildiğini iletmeleri ile bu 3 kişinin kamplardan çıkmasına bir katkım olmuştu. En azından aileleri böyle düşünüyor, kulağa çok inandırıcı gelmese de. Ama bildiğimiz bir şey var, Kazaklar için bu kamplardan çıkmak Uygurlar’a göre çok daha mümkün. Hem Kazakistan devletinin bazı çabalarından dolayı, hem de Kazak sivil toplumunun tek tek kişiler üzerinden meseleyi uluslararası kurumların gündemine getirmesinden dolayı. Ancak Kazakistan esas olarak Kazak vatandaşı olanları kurtarmaya çalışıyor.

Burda söylemek istediğim bir şey daha var. Ben bu 3 Kazak’ın hikayesini yazıp, aynı zamanda uluslararası veritabanlarına da bilgilerini ilettikten sonra, Financial Times’ın Çin muhabirlerinden Emily Feng benimle iletişime geçerek bunlar hakkında bilgi almak istedi. Kısıtlı da olsa bütün çabama rağmense Türk medyasının ilgisini çekmeyi bir türlü başaramadık. Aynı şekilde Türk hükümetinin bütün medya sansürüne rağmen Türkiye’den de 50’den fazla akademisyenin imza attığı, bütün dünyadan akademisyenlerin katılımıyla yayınlanan bildiri de Reuters dahil birçok ajans tarafından haber yapılmışken, Türk medyasında bunun hiç yer bulamamış olması gibi. Türk medyası ya meseleyle hiç ilgilenmiyor, ya da sadece hamaset içerikli “30 milyon Uygur”, “40 milyon Uygur”, “Doğu Türkistan’a Özgürlük” gibi oradaki insanlara hiçbir faydası olmayan saçma sapan yazılar yazmakla meşgul. Ancak bu tarz, tek tek kişilerin uluslararası bir şekilde gündeme getirilmesinin, Uygurlar için çok daha zor olsa da, en azından Kazaklar için fayda sağlayabildiğini gördük ve bunu uluslararası kurumlarda çalışanlardan da teyit ettim. Türkiye’deki Uygurlar’ın aktardıkları hariç orijinal hiçbir haber yapma yetkinliği yok Türk medyasının. Yapacağı haber gerçek bir haberse ancak Batı’dan çevirecek. Ben burada sizlere orijinal haber imkânı sunuyorum ve istediğiniz gibi kullanın diyorum. Benim ismimi vermenize bile gerek yok, öyle bir takıntım yok. Ancak ne olur hamaseti bırakın da hayati olan şu meseleleri haber yapın artık.

“Ben Kaliaskar Nurbakıt. 1968 yılı, 2 Temmuz’da dünyaya geldim. Biz ailemizle Kazakistan Cumhuriyeti’ne 24 Ekim 2016’da göçüp geldik. Kazakistan’a göçtüğümüzde bir kızımız işi sebebiyle Çin’de kalmıştı. İsmi Nural Razila, 10 Aralık 1993’te, Sanjı ili, Şonjı bölgesi, Şiviyuan köyünde dünyaya geldi (Çevirenin notu: Yer isimleri bana ulaşan Kazakça metinlerdeki haliyle verilmiştir). 2012’den 2015’e kadar Karamay şehrindeki sanayi kolejinde, petrol sondaj bölümünde okuyup, Urumçi’deki bir petrol reklam şirketinde çalışmaya başladı. 15 Mayıs 2017’de, tatil için ailesini ziyarete Kazakistan’a geldi. Bir ay kadar ailesiyle kaldıktan sonra, tatil bittiği için 13 Haziran’da Çin’e döndü. Çin’deki işyerine varınca, Çin polisleri Kazakistan’a gidiş sebebini sormak için ve de Çin’e döndüğünde tekrar kayıt yaptırmaması bahanesiyle birkaç kez çağırmış ve kayıt yaptırmak için gittiğinde de Çin polisleri bütün belgelerine el koyup, 12 Ağustos 2017’de siyasi eğitim adındaki toplama kampına kapatmış. Bu vakitten beri hiç haberleşmedik. Toplama kampına alındığını Çin’den gelen kişilerden duyduk. Bir yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra 2018 Ağustosunun 20’lerinde kamptan çıkarıldı diye duyduk. Kamptan çıkma yalan adı altında, sorgusuz sualsiz bir dikiş fabrikasına gönderilip zorla çalıştırıldığını öğrendik. Bu fabrikada dışarıdaki insanlarla görüştürmüyorlar. Arayıp soruşturan kişiler, aramaya devam ederlerse kendilerinin de tutuklanacağı söylenerek tehdit edilmişler. Bize gelen bilgiye göre, kızımız o fabrikada ücretsiz ve hiçbir yardım almadan zor şartlar altında yaşamakta. Dinlenme zamanında 2-3 saat uyuyabildiğini ve çalışırken ağır şekilde yaralandığını öğrendik. Duyduğumuza göre kızımızın kapatıldığı kamp ve fabrika Sanjı ili, Şonjı bölgesinde. Burada bulunan 3. Kazak Orta Mektebi siyasi eğitim kampına çevrilmiş. Yanına dikiş fabrikasının kurulduğunu ve kamptan çıkan insanların zorla bu fabrikada ücretsiz olarak çalıştırıldığını duyduk. Ben Kaliaskar Nurbakıt, kızım Nural Razila’yı hukuksuz tutuklayıp, zorla dikiş fabrikasında çalıştırıp, vatandaşlık hukukunu ayaklar altına alan ve halkına zulüm eden Çin Hükümeti’nden günahsız kızımızı kurtarmak için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve diğer uluslararası kurumlardan yardım talep ediyorum”.

(Nural’ın Çin kimliği)

(Aytkali Gaynigül ile Abil Amantay’ın fotoğrafı)

“Ben Aytkali Gaynigül. 1982 yılı, 31 Ocak’ta dünyaya geldim. Eşim Abil Amantay, 10 Şubat 1981’de Buratala ili, Jın bölgesi, Külerten kasabasında dünyaya geldi. Jın bölgesi polisi eşimi, “Çin’e dönüp oturma iznini kaydettirmen gerek” diye kandırıp çağırdılar. 17 Temmuz 2017 günü, Buratala ili Jın bölgesine vardığında, eşimin pasaportuna ve diğer belgelerine el koydular. 15 Ekim 2017’de siyasi eğitim kampına kapatıldı. 4 çocuğumun babasız, benim kocasız kalmamın üstünden bir yıl iki aydan fazla zaman geçti. Eşimin tutuklanmasının üzerinden beş aydan fazla bir zaman geçtikten sonra Çin’den tanımadığım bir kişi telefon edip, “eşinle bu numaradan, iki haftada bir kez tatil günlerinde akşam 20.00 ile 21.00 arasında konuşabilirsin” dedi. Bu belirlenen şekilde konuştuğumuz her seferinde eşimin hatırlama kabiliyetinin zayıfladığını fark ettim. Her konuştuğumuzda çocuklarının adlarının ne olduğunu, kaç yaşında olduklarını ve kaçıncı sınıfta okuduklarını tekrar tekrar sordu. 2 Aralık 2018’de eşimin babası eşimle görüştüğünde babasına dikiş fabrikasında çalıştığını, işinin ağır, dinlenme vaktinin az olduğunu ve aylık 650 yuan para aldığını söylemiş (not: bugün itibariyle yaklaşık 94-95 dolar). Şu an eşimle birlikte kardeşi Abil Kuanışbek’in de suçsuz yere toplama kampına kapatıldığını duydum. 9 Aralık 2018’de belirlenen zamanda eşimle konuşmak için aradığımda numaranın çalışmadığını gördüm. Ben Aytkali Gaynigül. Eşim Abil Amantay ve kardeşi Abil Kuanışbek’in vatandaşlık hukukları çiğnenip, suçsuz yere tutuklanıp, zorla fabrikada çalıştırılmaktalar. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nden ve diğer uluslararası kurumlardan eşim ve kardeşinin serbest bırakılıp aileleri ve çocuklarıyla kavuşmalarına, eşimin Kazakistan’a dönmesine yardım etmelerini talep ediyorum”.

(Amantay’ın Kazakistan kimliği)

(Abil Kuanışbek’in fotoğrafı)

“Ben Gülzat Orazkan. 1979 yılı, 29 şubatta İli ili (not: İli Kazak Özerk Bölgesi), Korgas bölgesi, 64. yerleşim yerinde dünyaya geldim. Ailemizde 7 kardeştik ve çocukken genç yaşta babamız öldü. Yalnız annemizin çabasıyla yetiştik. 27 Temmuz 2017’de ailemizle beraber Kazakistan Cumhuriyeti’ne geldik. Bir süre sonra ailemizle Çin’e dönmeye hazırlanırken, Çin tarafından dönmeyin diye bir haber geldi. Çin’e dönersek tutuklanacağımızı söylediler. O zamandan beri Çin’deki akrabalarımızla haberleşemedik. 8 Aralık 2018’de Çin’deki bir tanıdığımla konuştuğumda kardeşim Nurbek Orazkan (18 Eylül 1982 doğumlu)’ın 3 aydan fazla bir süredir  siyasi eğitim kampında olduğunu ve kardeşimin eşi Sofiya Tolıbaykızı (1987 doğumlu)’nın, kolunda 1 yaşında çocuğu olduğuna bakmadan, 64. yerleşim yerinde yeni yapılan halı fabrikasında zorla çalıştırıldığını öğrendim. 3 yaşındaki kızı Nurbanu Nurbek (24 Eylül 2015 doğumlu) de ninesinin elinden alınıp, “biz kendimiz bakacağız” denilip 64. yerleşim yerindeki yetimhaneye zorla gönderilmiş. Şu an 1952 doğumlu annem Gülbagi Apen ile torunu Nurtilek Nurbek (2017 Nisan doğumlu)’in beraber kaldığını öğrendik. Annemin düşük tansiyon hastalığı vardı. Bunlara bakmaksızın bir aileyi zorla, zulümle darı taneleri gibi dağıtan Çin Hükümeti’ne karşı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve diğer uluslararası kurumlardan kardeşimin ailesinin bu zulümden kurtarılıp serbest bırakılması için yardıma çağırıyorum.

(Sofiya Tolıbaykızı’nın fotoğrafı)

(Nurbek Orazkan’nın fotoğrafı)

 

Aşağıdaki 2 eklemeyi 14 Aralık 2018’de yapıyorum. İlkinde Jeniskan’ın toplama kampına değil, doğrudan hapishaneye gönderildiğini okuyoruz. Muhtemelen televizyon kanalında çalışıyor olması, yani bir nevi “aydın” bir kişi olması bunun sebebi olabilir. Ayrıca karısının da muhabir olarak çalıştığı ve parti üyesi olduğunu biliyoruz ki parti üyesi olması sebebiyle onun şu an serbest olduğunu öğreniyoruz. Jeniskan’ın Atajurt adlı Çin’de toplama kamplarına alınan Kazaklar için çalışan Kazakistan merkezli sivil insiyatifin sayfasına girdiği için tutuklandığı söyleniyor ancak Kazakistan’da oturma izni olması muhtemel sebeplerden bir diğeri. İkinci hikayede kamptan bırakıldıktan sonra tekrar tutuklanan biri var. Gülmanat Tarbagatay’ın Şagantogay ilçesinde hapishanede. Bu ilçede kamp olmadığı sadece hapishane olduğu için hapishaneye koyulduğunu öğreniyoruz. Gülmanat’ın da Kazakistan’da oturma izni olması muhtemel tutuklanma sebebi (Not: Kazaklar oturma izni için “yarı vatandaşlık” diyorlar). Jeniskan’ın iki çocuğu Çin’de, anne babası, kardeşi ve akrabaları Kazakistan’da bulunuyor. Dul olan Gülbanu tek başına yaşıyordu ve Çin ile Kazakistan arasında gelip gidiyordu.

“Ben Takaş Sapila. 05.11.1949’da Çin’de dünyaya geldim. Oğlum Jeniskan Bagdad 05.11.1968’de dünyaya geldi. 2017 yılı Ocak’ın 20’lerinde Kazakistan’da çok kalmadan Çin’e dönmüştü. Çin’de Urumçi şehrindeki Sincan Televizyonunda sunucu olarak çalışıyordu. Daha sonra başka bir stüdyoda çalıştığı sırada 2017 yılı Mayıs’ın 2’sinde Çin polislerinin işyerinden alıp gittiğini işittik. Bütün belgelerine el konulup, Urumçi şehrinin dışındaki Şişan (hatırlatma: yer isimleri bana gelen Kazakça halleriyle kullanılmakta) adlı küçük köyün içindeki hapishaneye kapatıldığını işittik. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ni oğlumun serbest bırakılıp ailesine dönmesi için yardıma çağırıyorum”.

(Jeniskan Bagdad’ın Kazakistan kimliği)

“Ben Aynaş Mukaşbek. Annem Gülmanat Kızırkızı 01.05.1960’ta dünyaya geldi. 20.11.2017’de Kazakistan’dan Çin’e gitti, 22.12.2017 günü tutuklanıp kampa kapatıldı. 22.01.2018’de serbest bırakılıp 23.02.2018’de tekrardan tutuklandı. Bu vakitten sonra hiç habersiz kaldık. Ölü mü diri mi olduğunu da bilmiyoruz. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nden annemin serbest bırakılması için yardım istiyorum”.

Gülmanat Kızırkızı’nın fotoğrafı
Gülmanat Kızırkızı’nın pasaportu.
17 Aralık tarihli ekleme:
“Ben Külimhan Tazabekkızı. 20.11.1960’ta dünyaya geldim. Abimin oğlu Almatı şehrindeki Jüsipbek Elebekov Devlet Sahne Sanatları Koleji’nde okıyan 1995 doğumlu Egey Kajıgaliulı 28 Ocak 2018’de Çin’deki evine vardığında Çin polisleri bütün belgelerine el koyup, siyasi eğitim adlı hapishaneye kapattılar. O vakitten beri hiç habersiziz”.
Egey’in evinin Tarbagatay’ın Şagantogay ilçesinde olduğu, bu ilçede sadece hapishane bulunduğu için toplama kampına değil doğrudan hapishaneye kapatıldığı bilgisi geldi.
(Egey Kajıgaliulı’nın fotoğrafı)
31 Aralık tarihli not: Almatı’ya tekrar gelmemle beraber 29 Aralık’ta ilk kez Gene Bunin ile birlikte Atajurt derneğine giderek yakınları kamplarda olan insanlarla görüştük. Bunların içinde bu yazının en başındaki resimde gördüğünüz Nural Razila’nın annesi de var. Financial Times ve New York Times haberlerinden sonra 23 Aralık’ta fabrikadan çıkarıldığı yönünde bir haber almışlar, ancak kızlarına ulaşamamışlar. Söylenene göre Nural bir akrabasının evinde olduğunu söylemiş, ama o evde bulamamışlar. Daha sonra en son 28 Aralık’ta yine bahsi geçen arkadaşına nerde olduğunu söyleyemeyeceğini söylemiş. Bu tarihte çekilmiş bir fotosu var. Tahminen fabrikadan “ev hapsi” diye bildiğimiz başka bir tecrit yöntemine aktarılmış. Toplama kampları ve fabrikalar meselenin en önemli kısmı olsa da, daha ötesi de var, birçok kişi bu şekilde ev hapsinde. Ama annesi yine de minnettardı ve umutluydu, her ne kadar kendisine ulaşamasalar ve de nerde olduğunu bilmeseler de, fabrikadan çıkmasını iyiye yoruyor.
26 Aralık’ta Gülmanat Kızırkızı’nın da çıktığını öğrendik. Şu an bir akrabasının evinde “ev hapsi”nde o da. Bu ev hapsi meselesi üzerinde yazmaya değer hale gelmeye başlıyor. Kısaca kamplardan çıkarılıyorlar ama, bulundukları evde gözetim altında tutuluyorlar ve dışarıyla görüştürülmüyorlar.
2 Ocak 2019 tarihli not: Aynı şekilde Financial Times ve New York Times’a adını verdiğim ve Türkçe olarak da Euronews’e yazdığım Abil Amantay’ın serbest bırakıldığını ve hatta Kazakistan’a döneceğini öğrenmiş bulunuyorum. Meseleyi uluslararası hale getirmenin nasıl işe yaradığının en güzel örneği.
Abil Amantay Kazakistan’a döndü, ancak tehditler icabı konuşmuyor.
13 Ocak 2019 itibariyle Jenishan Bagdad’ın da evine gönderildiğini teyit etmiş bulunuyorum. Muhtemelen şu an ev hapsinde.
Reklamlar

Suçsuz Yere Toplama Kamplarına Kapatılan Kazaklar’ın Hikayeleri” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s